BİZİ ALDATAN

Hasip Sarıgöz

Hasip Sarıgöz

E-Posta :

 Bundan tam bir asır önceydi.

Tarih ve talih Türk’e ağır bir kader çizmişti…

Savaşlar, yokluklar, zulüm, kan ve işgal günlerinde; Türk milleti adeta ateşle imtihan edilmişti.

Fakat o horlanan Türk, o aşağılanan Türk ve her türlü zulme reva görülen o çılgın Türk; kendisine biçilen kefeni yırtmayı ve kendisini Anadolu’nun bağrında tarihe gömmeyi amaçlayan o emperyalist kuşatmayı yarmayı başardı.

Düşman İzmir’den denize döküleli henüz 3,5 ay olmuş…

Yürekler hala yaralı ve yaralar kabuk bağlamamış ve hala kan sızdırmakta…

Lozan görüşmeleri devam ediyor ama hiç tadı yok, kesintiye uğramak üzere…

Cumhuriyetimizin ilanına ise daha tam 9 ay var.

İşte böyle bir ortamda, Bursa Şark Sineması’nın o loş ışıklı salonundaki kürsüye bir adam çıktı.

Tarih 22 Ocak 1923 idi.

Kürsüye çıkan kısa boylu, sarı saçlı, mavi gözlü ve keskin bakışlı adam dedi ki:

“Maatteessüf memleketimiz baştan nihayete kadar harabe zardır, yoldan mahrumdur, şehirler haraptır. Köyler perişandır. Sanayimiz geridir. Limanlarımız yoktur. Madenlerimizi işletemiyoruz. Bu vasi memleketi bir mamureye çevirmek lazımdır. Bu halk zengin olmaya mecburdur. Memleket mamur olmazsa, bu halk zengin olmazsa, size hala yaşamak imkânından bahsederlerse, inanmayınız.”

… Bursa işgal edildiği gün “Kürsüye çıkan bütün hatipler, bu cennet gibi belde için ağlamışlar ve herkesi ağlatmışlardı. O günkü konuşmam sırasında demiştim ki: ‘Bursa anavatanın kıymetli bir parçasıdır. Ayrılması geçicidir, mutlaka geri alınacaktır’.

‘Yapacağım. Yapacağız. Yapabiliriz…’ dediğim zaman onların gerçekten yapılabileceğine inanmıştım.

Nitekim Sakarya Savaşı başlamadan önce ‘Düşmanı memleketimiz içinde boğacağız’ demiştim. Bana bazı önemli kabul edilen yerlerden başvurular olmuş ve ‘Milleti boş yere kırdırmayınız’ demişler: Romenlerden, Bulgarlardan, Yunanlılardan söz ederek kurtuluşumuzu geleceğe bırakmanın uygun olacağını söylemişlerdi. Fakat milletin yeteneğini, kararlılığını, imanını göz önüne alarak onlara ‘Hayır yapacağız!’ demiştim. Şimdi de milleti rahata, ileriye, memleketi medeniyete götürmek için var olan yeteneğimizi göz önüne alarak ‘Bunu da yapacağız!’ diyorum.”

Daha birçok hayati konuya da değinen o büyük adam, kürsüdeki sözlerine işte şu ibretlik cümlelerle son veriyordu:

"Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle ALDATMAMIŞ OLMAKLA iftihar ediyorum."

O ne aldandı ne de aldattı...

O'nun karakterinde aldatmak ve tabiatında da aldatılmak yoktu...

O Türk'ün karakterini iliklerine kadar hissederek yaşayan ataları gibi bir Türk’tü...

İşte O adam Atatürk’tü.

Devletimizin banisi ve Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.

Peki, ondan sonra ne oldu?

Sonraki hükümetler de, halkımızı aldatıp aldatmama konusunda aynı çizgiyi ve aynı dürüstlüğü koruyabildiler mi?

Atatürk’ten sonraki hükümetler de bu konuya özellikle dikkat etmiş olsalar da, son yıllardaki yönetimler için cevabımız maalesef ki hayır olacaktır.

Neden mi?

Çünkü son 15 yıldır ülkemizi yönetenler:

Önce “Biz milliyiz” dediler, sonra Türk milliyetçiliğini ayaklarının altına aldılar…

Bizi aldattılar!

Daha sonra “Biz yerliyiz” dediler. Sandık ki, bunlar bizden ve bizim özümüzden, fakat gelin görün ki, sözlerini “Türkçülük bölücülüktür!” diye bitirdiler.

Üstelik bir de “Keşke Yunan galip gelseydi” diyenlerin koluna girdiler.

Bizi aldattılar!

Ankara’da “Milli ve Yerli”, Diyarbakır’da “Megri megri” demekten çekinmediler…

Bizi aldattılar!

“Biz Müslümanız bize güvenin” dediler, zinayı suç olmaktan çıkardılar.

Bizi aldattılar!

“Bizim alnımız secdeye değiyor” dediler, “Ya Allah, Bismillah” diyerek kilise açtılar…

Bizi aldattılar!

Kamuoyunda Ak Saray olarak bilinen binanın yapımına başlarlarken “Başbakanlık Hizmet Binası yapıyoruz” dediler, ama bitirirken Ak Saray’a çevirdiler.

Bizi aldattılar!

“Biz bedelli askerliğe karşıyız” dediler, ama sonra defalarca alasını yaptılar…

Bizi aldattılar!

Millet için iktidara geliyoruz dediler. Fakat milletin en kıymetli değerlerini yok ettiler. “T.C”yi kaldırdılar! “Andımız”ı kaldırdılar! Atatürk’ümüzü ve bütün hatıralarını unutturmaya çalıştılar!

Bizi aldattılar!

Ege’de Yunanistan’ın, 2004’ten bu yana işgal ettiği adalarımızı bizden gizlediler, gizlemekle kalmayıp bir de inkâr ettiler…

Bizi aldattılar!

Gerçekler ortaya çıkmaya başlayınca ise, “Bu adalar Lozan’da gitti” diyerek halkımızı aldatmaya devam ettiler!

Gün geldi “Lozan hezimettir” dediler, gün geldi “Lozan Cumhuriyetimizin tapu senedidir” dediler…

Bizi aldattılar!

“Başörtülü bacımıza saldırdılar, üzerine işediler, camide içki içtiler, elimizde görüntüler var Cumaya yayınlayacağız” dediler…

Bizi aldattılar!

“Man Adası Belgeleri sahtedir” dediler.

Bizi aldattılar!

“Biz adaletliyiz” dediler. Ama daima yandaş ve kandaşlarını kayırdılar, ayırdılar… Makamı, mevkiyi ve serveti daima onlara verdiler.

Önce “İşte bütün servetim bu yüzük” derlerken, sonraları deryalarda gemicikler yüzdürmekten geri kalmadılar.

“Biz hırsızlıkla, yolsuzlukla ve yoksullukla mücadele için geldik” dediler, ama kollarına binlerce liralık kol saatlerini takmayı da ihmal etmediler.

Biz Müslümanız, biz inançlıyız dediler ama “Oğlum ben her Cuma bir ayet sallıyorum Bakara, makara…” demekten de geri durmadılar.

Önce tarafsızlık yeminleri ettiler, sonra “Bitaraf olan bertaraf olur” dediler, daha sonra da “Partili ve Taraflı” bir sistemi milletimize adeta dayattılar.

Bizi aldattılar!

Önce: “Başkanlık sisteminin ortaya çıkışı bir özentinin sonucu ya da ABD emperyalizminin bize bir tavsiyesidir” dediler. Sonra: “Başkanlık sistemi Türkiye’ye yakışır, bizim genlerimizde başkanlık sistemi var” dediler!

Bizi aldattılar!

“Referandumda evet çıkarsa koalisyonlar ve terör bitecek” dediler…

Bizi aldattılar!

Kanunda her şey çok açık olduğu halde, “Mühürsüz oy pusulaları geçerlidir” dediler.

Bizi aldattılar!

Önce “Terör örgütü ile görüşen şerefsiz ve namussuzdur” dediler ama sonra âlâsını yaptılar…

Bizi aldattılar!

Reza Zarrab için “Hayırsever işadamı” dediler, canlı yayında törenle ödül verdiler.

Barzani denilen soytarının Diyarbakır’a gelişini düğün bayram ilan ettiler, “Türkiye seninle gurur duyuyor” dediler. İstanbul ve Ankara'da bu soytarının paçavralarını Türk bayrağı ile yan yana göndere çektiler.

Bizi aldattılar!

“Öcalan Türkiye’nin önünü açıyor”, 
“Öcalan dünyanın geleceğini iyi okuyor”, 
“Öcalan Türkiye’nin demokrasisine katkı sağlıyor”, 
“Öcalan ölmeyi değil, yaşatmayı seçti”, 
“Öcalan ideolojik olarak gerçekten bir rehber, lider” diyerek bizi defalarca aldattılar!

Önce “Güzel şeyler olacak” dediler, sonra da evlatlarımızı hendek ve barikatların önünde bir can pazarına soktular…

Bizi aldattılar!

“Bazı ufak tefek hırsızlıkları falan filan, yolsuzluk diye büyütüyorlar” dediler!

Ölen madenciler için, tedbir almak yerine “ölüm bu işin fıtratında var” dediler!

“Türkçeyle felsefe yapamazsınız!”,

Çocuk taciz ve tecavüzleri için “Bir kereden bir şey olmaz” dediler.

“Cemaat devlete sızmış, devleti ele geçirmiş buna kargalar bile güler” dediler.

Ordumuza kumpaslar kurulurken “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” dediler!

“Kuşkusuz İsrail Devleti Türkiye’nin dostudur” dediler!

“Kimin ne dediğine değil, bizim ne dediğimize bakın, yalan söyleyenden başbakan olmaz” diye kendi ağızları ile söylediler.

Dediler, dediler, dediler…

Dün öyle dediler, bugün böyle dediler…

İşlerine nasıl geliyorsa öyle söylediler…

Ve bizi defalarca aldattılar!

Evet, Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk: "Milletimizi şimdiye kadar söylediğim sözlerle ve hareketlerimle aldatmamış olmakla iftihar ediyorum" diyor.

Peki, yedi cihan serveri Sevgili Peygamberimiz Muhammet Mustafa bu konuda ne buyuruyorlar?

Aldatmayı insanlara ve insanlığa karşı en büyük kötülüklerden biri olarak kabul eden Peygamber Efendimiz diyorlar ki: “BİZİ ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR!”

Biz de, Peygamber Efendimizin izinden gidiyor ve aynı şeyi söylüyoruz.

BİZİ ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR!

"İslâm'ım" desen, boşa, nafile...
"Bizi aldatan bizden değildir"!
Sözüne birçok karışmış hile 
"Bizi aldatan bizden değildir"!

Münafıkçadır durmaz sözünde
Riyâdan keskin bakış gözünde 
Kul hakkı mahşer günü izinde 
"Bizi aldatan bizden değildir"!

Zâlime bende, zulumât cânda
Kalbe inmemiş tesiri tende
İştir ayine; sözü yalanda...
"Bizi aldatan bizden değildir"!

Saklanmak sığmaz İslâm ardına! 
Bulunmaz asla derman derdine 
Hakk'ın kelâmı biner sırtına ;
"Bizi aldatan bizden değildir"!

Sermaye yolu câhim'e doğru
Haksızca tartan adalet eğri! 
Hâk terazinin haykırır böğrü;
"Bizi aldatan bizden değildir"! (Şiir Beyâzî)

Not: Fotoğrafta, milletini hiç aldatmamakla iftihar eden Atamız Bursa Şark Sineması'ndan çıkarken görülüyor. 22 Ocak 1923

Hasip Sarıgöz, 6 Mart 2018

İzlenme: 201 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR