ŞEKER

Hasip Sarıgöz

Hasip Sarıgöz

E-Posta :

Bugün iki ayyaş diye nitelenen, aşağılanan, önemsizleştirilmek ve unutturulmak istenenler var ya…

İşte o iki büyük kahraman ve etrafındaki binlerce adsız kahraman ve o kahramanlarla birlikte gözünü bile kırpmadan zafere, özgürlüğe ve cumhuriyete yürüyen Büyük Türk Milleti hiç yoktan bir vatan var edip, onurlu ve bağımsız bir devlet kurduklarında:

İnanın, ülkenin hiç de tadı tuzu yoktu.

Sadece 12 milyonluk bir nüfusumuz vardı ve o tatsız tuzsuz ülkedeki ortalama yaşam süresi sadece 40 yıldı!

Trahom belası almış başını gitmiş, tam üç milyon kişi Trahomlu... İnsanlar ardı sıra kör olmakta! Sıtma, tifüs, verem, frengi ve tifo tam bir salgın halindeydi!

Bebek ölüm oranı % 50’den çok fazlaydı, yani doğanları yaşatamıyorduk!

Para yok, bütçelerimiz sıfırlıydı! Dört mevsim kullanılabilir karayollarımız yok denecek kadar az! 4 bin km kadar demiryolu vardı. Ama düşünün... Bir metresi bile bizim değildi! Denizciliğimiz ise acınacak bir durumdaydı!

Sadece insanlarımız mı hasta? Ne yazık ki hayır, sığır vebası hayvanlarımızı kırıp geçiriyordu!

Doktor sayımız sadece 340! Sağlık memuru sayımız 430! Ebe sayımız daha da vahimdi, yalnızca 140 ebe!

Elektrik yalnız İstanbul ve İzmir'in bazı semtlerinde var! Ne eğitim kalmış ne de öğretim, okuma yazma oranı sadece %7 idi!

Bırakın bütün bunları, ölülerimizi saracak kefen bezimiz dahi yoktu! (İlk kefen bezi fabrikası Cumhuriyeti kuranlar tarafından Rusya'dan getirtilerek kurulmuştur...)

Telefon, motor, makine yok. Sanayi ürünlerini dışarıdan alıyoruz!

Un yok! Dışarıdan buğday alıyoruz!

Yağ yok!

Şeker yok! 

Evet, şeker yok! Oysa Şeker pancarının bazı yabani türlerinin anavatanı Anadolu… Yani, bu pancarı nereye ekseniz ekin, ülkenin her yerinde yetişiyor.

Ve düşünün… O günlerde şeker, halkımız için adeta bir hayat iksiri…

İşte bu nedenle, o iki ayyaşın girişimleri sonucu genç Cumhuriyet'in ilk sanayi kuruluşları şeker fabrikaları olmuştur.

Aslında, şeker üretimine yönelik ilk teşebbüsler, Osmanlı döneminde; 1840-1899 ve ondan sonraki yıllarda olmuştur. Ancak bu teşebbüslerden hiçbirisi başarılı olup şeker üretememiştir.

Bu istikametteki ilk ciddi teşebbüs, büyük zaferin kazanılmasının üzerinden henüz altı ay geçmişken, Uşaklı Molla Ömeroğlu Nuri (Şeker) adında bir çiftçi tarafından başlatılmıştır. 

Uşak Şeker Fabrikası ülkemizde TEMELİ İLK ATILAN şeker fabrikamızdır. (Bu fabrika 17 Aralık 1926 tarihinde işletmeye açılmıştır.)

Uşak Şeker Fabrikası’nın hemen ardından Alpullu Şeker Fabrikasının temeli atılmış, 11 ay gibi çok kısa bir sürede fabrikanın montajı bitirilmiş ve 26 Kasım 1926 tarihinde işletmeye açılmıştır.

İşte bu fabrika, TARİHTE İLK DEFA TÜRK ŞEKERİNİ ÜRETEN FABRİKA olma unvanını kazanmıştır.

Arkasından 1933 yılında Eskişehir Şeker Fabrikası, 1934’te de Turhal Şeker Fabrikası işletmeye açmıştır.

Artık Türkün makûs talihi yenilmeye ve Anadolu’nun da tadı ve tuzu yerine gelmeye başlamıştı. 

Şeker fabrikalarındaki şahlanış sonraki yıllarda da devam etti…

Bu fabrikaları Ankara, Kastamonu, Afyon, Muş, Ilgın, Bor, Ağrı, Elbistan, Erciş, Ereğli, Çarşamba, Çorum, Kars, Yozgat ve Kırşehir Şeker Fabrikaları takip etti. Günümüzde ise sayıları tam 31’e ulaştı. (25’i devletin, 6’sı özel sektörün)

Bu fabrikalar içerisinde Afyon Şeker Fabrikası’nın ayrı bir önemi vardır. Diyebiliriz ki 1974 yılında kurulan bu fabrika Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk gerçek eseridir. Çünkü bu fabrika TAMAMEN YERLİ MÜHENDİS VE İŞÇİ İLE VE TAMAMEN YERLİ TEKNOLOJİ İLE KURULMUŞTUR. Bütün projeleri Türk mühendisleri tarafından yapılmış, çelik konstrüksiyonu ise, Karabük Demir Çelik Fabrikası'nda imal edilmiştir.

Türk Şeker sanayii, kendi projesini ve kendi fabrika imalatını tamamen yerli ve milli olarak kendisi yapabilen ülkemizdeki ender kuruluşlardandır.

Bugün ülkemizdeki pancar verimi Avrupa düzeyine ulaşmıştır. Şimdiye kadar ülkemizde, hiçbir kültür bitkisinde bu kadar verim artışı sağlanamadığı bir gerçektir.

Türkiye’nin şeker fabrikalarına yoğunlaşmaktaki amacı; yalnızca ülkenin şeker gereksinimini karşılamak değil, aynı zamanda tarımı ve dolayısıyla Türk çiftçisini kalkındırmak olmuştur.

Türkşeker’in 2016 yılı verilerine göre, devlete ait şeker fabrikalarında istihdam edilen işçi sayısı tam 15.868’dir. Bunu çarpın 3 ile en az 50.000 kişinin karnı bu fabrikalar sayesinde doymaktadır. 

Yalnızca bu kadar mı? 

Tabi ki hayır. Şeker fabrikalarından doğrudan veya dolaylı olarak ekmek yiyen işçiyi, köylüyü, mühendisi, çiftçiyi, süt üreticisini ve besiciyi (küspe en önemli hayvan yemlerinden birisidir), esnafı, kasabı ve diğer yan dalları da hesaba kattığınızda, 2,5 milyon kişilik bir ekmek piyasası ortaya çıkmaktadır.

Şeker Sanayi sadece şeker üretmekle kalmamış, ayrıca ülkemizin makina imalat endüstrisini geliştirme yolunda önemli bir lokomotif olmuştur. 31 şeker fabrikasına makine ve teçhizat üreten 5 makina fabrikasının hem sanayimize hem de tarımımıza olan katkısı ortadadır.

Çünkü Erzincan, Turhal, Ankara, Eskişehir ve Afyon makina Fabrikaları makine imalatında Türkiye'de önder kuruluşlardır. Özellikle Ankara ve Afyon Makina Fabrikaları en büyük makinaları dahi yapabilecek tezgâhlara ve bilgi birikimine sahip öncü kuruluşlardır.

Yanlış hatırlamıyorsam 1983 yılı idi. Sandıklı Endüstri Meslek Lisesi’nde öğrenciyken, hocalarımız bizleri ufkumuz genişlesin diye, Afyon Şeker Fabrikası’nın yan kuruluşu olan Afyon Makina Fabrikası’na götürmüşlerdi. Hiç unutmam, o devasa torna ve freze tezgâhlarını gördüğümde neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Bu devasa tezgâhların yanında bizim okuldaki tezgâhlar ancak biblo gibi kalıyorlardı.

Yine orada bize bilgi veren büyüklerimizden ve ustabaşılarından aldığımız bilgilere göre; bu fabrikada icap ettiği zamanlarda silah ve silah parçaları da üretilebiliyormuş. Ordumuzdaki en büyük topların bile namlularının burada üretilebileceği söylendiğinde şaşkınlığım ve heyecanım ikiye katlanmıştı.

Nasıl ki savaş uçakları için; ana meydanları vurulursa diye, karayollarının uygun kesimleri daha geniş yapılarak yedek meydan olarak elde tutuluyorsa, Eğer bir gün Kırıkkale Silah Fabrikamızın başına bir iş gelirse, işte o zaman bu makine fabrikaları da Kırıkkale’nin yedeği olmaya adaydır.

Peki, bütün bunlar kolay mı olmuştur?

Gelin şimdi, ilk Türk şekerini üreten Alpullu Şeker Fabrikası'nda 1967 yılında Makina Elektrik Şefi olarak göreve başlayan ve daha sonra Şeker Fabrikaları Elektro Mekanik Aygıtlar Fabrikası Müdürlüğüne kadar yükselen Erkan Çetinkaya’ya bir kulak verelim. 

Erhan Çetinkaya kendisi ile yapılan bir röportajda bakın ne diyor:

“Atatürk'ün ve İsmet İnönü'nün destekleriyle kurulan bu İLK ŞEKER FABRİKALARI HALKTAN YUMURTA TOPLAYARAK MEYDANA GETİRİLMİŞTİR.” 

İşte bu fabrikaların temelinde böylesine bir halk desteği vardır.

Ne hazindir ki, Cumhuriyetimizin en önemli kazanımlarından olan bu şeker fabrikalarımızın bugün için haraç mezat satışı gündemdedir! 

Bor, Çorum, Kırşehir, Yozgat, Erzincan, Erzurum, Ilgın, Kastamonu, Turhal, Afyon, Alpullu, Burdur, Elbistan ve Muş şeker fabrikaları olmak üzere tam 14 fabrikamız 18 Nisan’a kadar satılacaktır!

Bugüne kadar neredeyse bir tek fabrika bile açmamış olan Hükümet, nereden icap ettiyse şeker fabrikalarımızı da satacak ve satılan millet malları kervanına bunları da dâhil edilip yalan edecektir!

Neden yalan edecektir? Çıkan haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla, alıcıya aldığı fabrika ile yalnızca beş yıl boyunca üretime devam etme şartı getirilmiştir. Peki ya sonrası? 

Şimdi Erhan Çetinkaya’ya yeniden kulak verelim:

Şeker fabrikaları olarak “Örneğin Ankara Sanayi Odası'nın biz de üyesiyiz. Her yıl verilen ‘En İyi Verimlilik’, ‘Yeni Buluş’, ‘Yüksek İhracat ve Yüksek Vergi Ödüllerine’ biz de müracaat ettik. Dendi ki ‘siz özel kuruluş değilsiniz, biz bu ödülleri özel şirketlere veriyoruz’. Neden özel şirketlere veriyorsunuz? "Çünkü senin bir rizikon yok. İflas gibi, batma gibi tehlikelerle karşı karşıya değilsin.’ Böyle söylüyorlar! Benim nasıl rizikolarım yok? Başarısız olursam görevden alınırım.”

Görüldüğü gibi bu fabrikalar, en iyi verimlilik, yüksek ihracat, yüksek vergi ödeme ve hatta yeni buluş ödüllerine aday olabilecek kadar verimli ve kar eden kuruluşlar. 

Fakat her nedense; bir sabah uyandık ki; “Türkiye Şeker Kurumu” kapatılmış! Üstelik bu işlem, 24 Aralık 2017 tarihinde OHAL kapsamında çıkarılan 696 sayılı KHK ile yapılmış. Tam bir “ben yaptım oldu zihniyeti!”

Aslında işin evveliyatı da var.

TMMOB Kimya Mühendisleri Odası’nın yayınladığı bildiriye göre:

Pancar üretimine getirilen kotalar nedeniyle, ülkemizde 1998 yılında 500 bin hektarda pancar üretimi yapılırken, 2015 yılında bu rakam 270 bin hektara düştü. Aynı şekilde şeker pancarı ekimi yapan çiftçi sayısı da 450 bin aileden 120 bine geriledi!

Bütün bu gelişmeler sonucu daha önceleri ŞEKER İHRAÇ EDEN BİR ÜLKE OLAN TÜRKİYE 2015 YILINDA 170 BİN TON ŞEKER İTHAL ETMİŞTİR!

Peki, hiç düşündünüz mü? Şeker pancarı üretimimizin baltalanması ve şeker fabrikalarımızın da kökten budanması sonrasında, doğacak boşluğu ne dolduracak ve şeker ihtiyacımızı kimler karşılayacaktır? 

Artık sahne "NBŞ"nindir. 

NBŞ ne?

Kısa adı NBŞ, "Nişasta Bazlı Şeker" yani "glikoz" diye bilinirse de “Canavar Şeker” diye nam yapmış tatlı bir zehirdir!

İşte bu nedenle, kronik hastalıkları salgına dönüştüren canavar şekerin tüketimi; Fransa, Hollanda, Avusturya, İrlanda, İsveç, Yunanistan, Portekiz, Slovenya, Danimarka ve İngiltere‘de yasaklanmıştır. 

Avrupa genelinde kişi başına NBŞ tüketimi 1-1,5 kg civarındayken, bizde tam 6,5 kg civarında!

ABD Gıda ve İlaç İdaresi obeziteye neden olduğu gerekçesiyle 2008 de NBŞ kotasını %10‘dan %8‘e düşürdü. Bizde ise %10 olan kota %15‘e çıkartıldı!

Şimdi size bir soru: Türkiye’de NBŞ üretimi var, bunu biliyoruz. Peki, bu üretimi kim yapıyor dersiniz?

Hiç duydunuz mu bilmem “Cargill” adında ABD’li bir şirket. Üstelik Türkiye’deki NBŞ üretiminin %90’nı bu şirketin tekelinde. 

Şeker fabrikaları satıldığında, canavar şeker üretiminin ve dolayısı ile Cargill’in piyasayı tamamen ele geçireceğini öngörmek için kâhin olmaya da gerek yok. 

İşsizliğin giderek arttığı ülkemizde bu fabrikaların kapatılması insanımıza ayrı bir darbe olmayacak mı?

Peki, bu fabrikalar kime satılacak? Yabancılara satılarak yerli ve milli olmaktan mı çıkarılacak, yoksa yandaş ve kandaşlara peşkeş çekilerek yeni yandaş zenginler mi yaratılacak?

Bu fabrikaların yalan edilmesiyle halkımız nişasta bazlı glikoz şekerine ve dolayısıyla kansere mahkûm edilmiş olmayacak mı?

Yoksa Türk Şeker Fabrikaları, ABD’li Cargill istedi diye mi satılıyor?

İnsan merak ediyor; Türk Ordusu Afrin’de canı ve kanı pahasına Amerikan tuzaklarını bozmaya çalışırken, en çok da bir Amerikan şirketinin işine yarayacağı gün gibi açık olan bu satışı izah edebilecek bir vatansever var mıdır?

Ne derseniz deyin, kafaya koymuşlar, halkın fabrikalarını satıyorlar ve SATACAKLAR!

Peki, bu fabrikalar satılırken halka sorulmuş mudur?

Ne yazık ki hayır! Bırakın halkı meclise dahi danışılmamıştır! Eğer siz bir kümesi, bir tilkiye emanet ederseniz, tilki kümesteki tavukları yerken size mi soracak? Halimiz işte tam da bunun gibi.

Son yılların beylik bir deyimi var "KİTTer devlete yük, KİT’ler devleti sömürüyor!"

Hayır, kazın ayağı öyle değil, hele ki şeker fabrikaları için hiç değil. Görünen o ki, OHAL ile başlayan KHK’lı süreçte, esasen AKP Hükümeti tarafından KİT'ler sömürülmektedir! 

Hani bir Kızılderili sözü diyor ya: “Beyaz adam bizim topraklarımıza geldiğinde onun ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız ve inciler vardı. Şimdi bizim elimizde İncil var. Beyaz Adam'ın ellerindeyse bizim topraklarımız!”

Bizim de önceden ülke olarak, kendi kendimize yeten bir tarımımız, hiç de hafife alınmayacak bir hayvancılığımız; deniz kenarlarında, koylarda ve cennet gibi koruluklarda tarlalarımız, arazilerimiz ve konutlarımız vardı. Limanlarımız vardı, Türk Telekom’umuz, TÜPRAŞ’ımız, PETKİM’imiz, TEKEL’imiz, SEKA’mız, çeşit çeşit kumaşlar üreten Sümerbank’ımız; demir/çelik, bakır, gümüş ve krom işletmelerimiz ve gübre fabrikalarımız vardı. Hatta Ege Denizinde Heybeliada büyüklüğünde adalarımız ve sınırlarımızın dışında da olsa bir Süleyman Şah Türbemiz vardı. 

Yalnızca bunlar mı? Hele bir düşünün neler vardı neler…

Derken beyaz adamlar iktidara geldi… 

Dillerinde din ve iman, ellerinde yol, köprü ve tünel projeleri, söylemlerinde de umut vardı. “Siz hiçbir şeyi düşünmeyin, biz sizin adınıza düşünürüz dediler. Üstelik bir de bizim alnımız secdeye değiyor, onun için her seçimde gözlerinizi kapayın ve bize oyunuzu verin, her şey çok güzel olacak dediler.” 

Halkımızın yüzde elliden biraz fazlası da bunlara inandı, gözlerini yumdu ve her seçimde gidip oylarını isteyenlere verdiler. Oy verdiklerinin de alnı secdeye değdiğinden güvendiler ve hiç gözlerini açmadılar. 

Şimdi bir kısmı akıl edip gözlerini açtığında, halkımızın elinde; hiçbir gelir getirmeyen beton tüneller, köprüler, asfalt duble yollar, dünyanın en büyük adalet sarayları ve Avrupa’nın en büyük havalimanları vardı. Elimizdekiler ise yabancıların elindeydi.

Peki, şimdi ne olacak?

Elimizde hala Şeker fabrikalarımız gibi sona kalan değerlerimiz var. 

Ya sahip çıkacağız, ya da! 

Ne yazık ki onlar da, aynı diğerleri gibi yalan olup gidecek!

Aynı Temel Karamollaoğlu’nun dediği gibi "Son fabrika satıldığında, son üretici toprağını terk ettiğinde, beyaz AK Partili adam beton ve asfaltın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak."

Belki anlayacak…

Ama Türk milleti için çok geç olacak!

Hasip Sarıgöz, 24 Şubat 2018




İzlenme: 425 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

ÇOK OKUNANLAR

Listelenecek kayıt bulunamadı

MUĞLA - HAVA DURUMU

MUGLA

FOTO GALERİ

VİDEO GALERİ

Ziyaretçi Sayacı

Bugün:
0 hit, 0 ziyaretçi, 0 ziyaret
Bu hafta:
80 hit, 30 ziyaretçi, 33 ziyaret
Bu ay:
336 hit, 158 ziyaretçi, 184 ziyaret
Toplam:
109410 hit, 27996 ziyaretçi, 37889 ziyaret