TUGAY

Sabih Samur

Sabih Samur

E-Posta : sabihsamurmedya@gmail.com

 Kuruluşu taaa 1880’lere dayanıyordu…

1912 Yılında Balkan Harbine katıldı.

1914-1918 1’inci Dünya Savaşı’na katıldı.

Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün emir komutasında Çanakkale’de savaşma onuruna erişti.

Kafkasya, Suriye ve Yemen cephelerinde devleti ve milleti adına ter döktü, kan akıttı ve can verdi!

1921 Yılında yine Mustafa Kemal’in komutasında Sakarya Meydan Muharebesinde cenk etti…

1922 yılında da Kurtuluş Savaşı’nda çok önemli görevler üstlendi.

1936 Yılında Gelibolu’da konuşlandırıldı ve 1951 yılına kadar Çanakkale’yi bekledi.

1951 Yılında İstanbul’a intikal ettirilerek zırhlı muharebe araçlarıyla donatıldı.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ilk Mekanize Tümeni o idi…

Tugayın kahramanlıklarla dolu şanlı tarihinin göstergesi olarak 01 Ekim 1993 tarihinde Tugay’a Cumhurbaşkanı tarafından şeref sancağı verildi.

01 Mayıs 2005 tarihinden itibaren, Barış Gücü olarak yeniden teşkilatlandırıldı ve milli görevlerine ilaveten NATO’nun Ani Reaksiyon Kuvvetlerine tahsis edildi.

O günden bu yana kadar NATO kapsamında sayısız uluslararası tatbikata iştirak etti ve ülkemizi büyük bir başarı ile temsil etti.

30 Ağustos Zafer bayramlarında, İstanbul’da Vatan Caddesi’ndeki geçit törenlerinde göğsümüz kabararak izlediğimiz tanklar o birliğin tanklarıydı. 

Aynı zamanda İç Güvenlik Tugayı olarak da teşkilatlandırılmış bir birlik olduğu için, robokop kıyafetleri, coplar, kalkanlar ve akrep adı verilen zırhlı araçlarla takviye edildi.

Meşhur Gazi olaylarını bastıran ve olay mahallinde uygun adım yürüyerek gövde göstermesiyle tarihe geçen bir tugay oldu.

Yani İstanbul’da iç güvenliğe yönelik bir kakışma, terör olayı, iç savaş vb. durumlarda kullanılabilecek teşkilata ve teçhizata sahip tek birlik idi.

Dahası var. Bu Tugay aynı zamanda DAFYAR (Deprem ve diğer afetlerde yardım birliği) Birliği olarak teşkilatlandırılmış, teçhizatlandırılmış ve eğitilmiş ender birliklerimizden birisiydi.

Modern binaları ve tesisleri, her türlü imkâna sahip eğitim alanları, atış ve tatbikat alanları, çevre düzenlemesi, nizamiyeleri, çevre emniyet duvarları, nöbet kuleleri, devriye yolları, alt yapı tesisleri, modern spor tesisleri, ağaç ve bitki örtüsüyle öyle gözde bir birlikti ki, “Şaban Askerde” filmi burada çekildi.

Ana nizamiyesinde sağlı sollu iki tane tank vardı, birinin adı “Savaş”, diğerinin adı “Barış” idi.

Her yeri asfalttı, ne yollarında ne de tören alanlarında ayağınız yere değmezdi.

Normal asfalt yolun hemen paralelinde tanklar için yapılmış ayrı yolları ve geniş tank indirme bindirme platformları vardı.

Kışlalarının birinin içinde yeraltı harekât merkezi vardı. Para dökülmüştü…

Yamaç şeklinde olan bütün arazisi taraçandırılmış ve tugayın tamamı İBB Park ve Bahçeler Müdürlüğü ile koordineli olarak özenle ağaçlandırılmıştı. Adeta bir canlı ağaç müzesi ve ya bir Arberatum olma yolunda hızla ilerlemekteydi.

Kışla içerisindeki arazilerde tavşan, tilki, atmaca, şahin, yaban ördeği, su tavuğu, yılan, su kaplumbağası ve keklikleriyle zengin bir yaban hayatı mevcuttu.

Tugayın içinden 2 adet dere akmaktaydı ve bu derelerin birinin üzerinde küçük bir baraj/gölet inşa edilmişti. Bu gölet yıllar önce, şiddetli bir yağış nedeniyle patlayan ve tır parkının, Basın Ekspres yolunun sel altında kalmasına neden olan göletti. Gölet modern yöntemlerle sonradan tekrar inşa edilmişti.

Amfibi ve yüzer zırhlı araçlar bu gölet üzerinde sulardan geçiş tatbikatları icra ediyorlardı.

Büyükkartaltepe Kışlası’nda çok güzel iki süs göleti (doğal gölet), Topkule Kışlası’ndaysa bir adet doğal gölet bulunmaktaydı. Buradaki göleti besleyen kaynak suyu, yapılan tahlillerde Erikli Su ile yarışmaktaydı.

Üç kışla olarak yerleşmiş Tugayın çevresini dolaşmaya kalksanız tam 54 Km… Arazi ise yaklaşık 19 milyon metrekare… İçinde zırhlı birlik manevra ve tatbikatları yapılabiliyor. O kadar yani…

Oldukça büyük ve bir o kadar da iştah kabartıcı…

Şu linki tıkladığınızda ne demek istediğimi kısmen de olsa daha iyi anlayacaksınız.

(https://www.youtube.com/watch?v=26amB5FML1Q)

Hava fotoğraflarından baktığınızda arazisi; kuzeyden yeni ve çarpık gelişen Habipler yerleşim birimi, kuzeydoğudan Sultangazi ve Gazi Osman Paşa, Güneyden Oto Center, Bayrampaşa, Bağcılar, İSTOÇ, Metris ve Esenler, batıdan ise tam bir rant abidesi olan Başakşehir tarafından tam anlamıyla beton yığınlarıyla kuşatılmış YEŞİL BİR VAHA gibidir.

Gerçekten de bölgenin vahasıdır. Çok önemli Türk iklimbilimcilerin hazırladıkları raporlara göre İstanbul’da özellikle lüks Ataköy ve Bakırköy semtlerinin havalandırılmasını sağlayan arazi bu arazidir. Rapora göre eğer bu arazi askerden arındırılır, üzerindeki ağaçlar kesilir ve buraya da Başakşehir’deki gibi gökdelenler dikilirse kısa süre sonra Ataköy ve Bakırköy’de çürük yumurta kokusuna benzer pis bir kokudan geçilmeyecek ve buralarda yaşam imkânsızlaşacaktır. Bunu en iyi bilenlerden birisi de Tugayın eski komutanlarından ve Tugayın modernleştirilmesinin mimarlarından Fikret TOLUNGÜÇ paşadır. Buraya her ne düşünülüyorsa bu komutanın fikirleri mutlaka alınmalıdır.

Başakşehir çok uzun zamandır bütün siyasileri de devreye sokmak suretiyle genişleyebilmek için bu Tugayın arazisine göz dikiyordu ama şimdiye kadar sahip olmayı becerememişti.

Tugay arazisinin 130.000 m2’lik büyük bir bölümü az kalsın TÜRGEV’e verilmek üzereydi. Son anda ortaya çıkan 17/25 Aralık OperasyonuTÜRGEV’in de tekerine taş koymuştu.

 

Aradan zaman geçti…

Takvimler 15 Temmuz 2016’yı gösterirken uğursuz bir olay meydana geldi!

Daha önce Vatan Caddesinde yaptıkları geçit törenlerinde göğüslerimizi kabartan tankların bir kısmı, bu mümtaz Tugayın içine yuvalanmış az sayıdaki hain tarafından kışladan çıkarıldı ve İstanbul’un değişik yerlerinde darbe kalkışmasına katıldı. Bu hainler milletin verdiği tanklarla kendi polisini ve milletini hedef aldılar.

Kalkışma kısa sürede yine Türk Ordusu tarafından bastırıldı ama siyasilerin öfkesi, kini, nefreti ve rant hırsı bir türlü bastırılamadı!

Türk Ordusunun tamamı gibi bu güzide Tugay da tümden darbecilikle yaftalandı, yağmaya ve talana uğradı, önünde çöp kanyonları bekletilerek, suyu ve elektriği kesilerek aşağılandı.


Türkçede güzel bir deyim vardır: “Bülbülün çektiği dili belası, Tilkinin çektiği kürkü belasıdır diye…”

İşte sırf bu yüzden; darbeci yaftası ile yaftalandı ve sırf kürkü (arazisi) için bugün Çorlu’ya ve Tekirdağ’a paramparça, boynu büyük ve başı önde SÜRGÜN EDİLDİ!

Öyle üzgün ve öyle bir utanç içindeydi ki, çekicilerin üzerindeki bütün tanklar kendilerini brandalarla örtmüşlerdi. Araçların önündeki mahzun ay yıldızlı bayraklar ise aman diler gibiydi.


Öyle ya kışlanın ne suçu vardı, tankların ne suçu vardı? Onların ruhu mu vardı?

Neden komutanları değiştirilmedi?

Neden içindeki hainler ayıklanmadı?

Şimdiye kadar bu Tugaya, arazisine ve tesislerine dökülen eski para ile katrilyonlar neden görmezden gelindi?

Darbe mi? Rant mı?

Dedik ya “Tilkinin çektiği kürkü belasıdır”.

Bu Tugay 66’NCI MEKANİZE PİYADE (BARIŞ GÜCÜ) TUGAYI idi!

Rant uğruna defteri dürüldü!!!

66’ya getirildi ve SÜRÜLDÜ!!!

Umarım zaman beni haksız çıkarır ve “yanılmışım” derim.


Sabih Samur, 23 Ağustos 2016, TÜRKİYE

İzlenme: 580 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR